Yazarların Gözünden

ŞİMDİ İHRACAT ZAMANI

 

Ülkemiz 2001 yılında yaşadığı tarihinin en ağır ekonomik krizinden çıktıktan sonra 3 çeyrek dönem haricinde hep büyüdü. Bu 60 çeyreklik büyüme rakamları ülkemizi durağan sınıftan alıp gelişmekte olan ülkeler sınıfına hızla yükseltti. O kadar hızlı büyüdük ki daha 10 sene önce 20 makine sahibi olan kişiler fabrikatör olarak bilinirken bugün 50 makinelik işletmelere atölye denmeye başladı. Her kesin kendi çapında yeni yatırımlar yaptı, yeni sektörlerde yeni işlerle girdi.

Gelişen her ekonominin en temel taşı taleptir. Talep arttıkça üretim artar, sanayi büyür, istihdam artar, işsizlik düşer ve halkın refah düzeyi yükselir. Bu nihayetinde talebe bağlı büyümenin olmazsa olmaz şartı olduğu gibi en sağlıklı büyümelerden biridir. Ancak burada şu nüansı hiçbir zaman unutmamak gerekir. Talebe bağlı büyüme eğer sadece iç piyasadan beslenirse ve iç talebe bağlı olarak arz artışı olursa olası bir iç ekonomik krizde büyüyen her sektör bozguna uğrar. Normalde işletmelerin satışlar azaldığı zaman kaldırabileceği sabit masraflar karşılanamaz hale gelir. Çünkü büyüme demek yeni yatırımlar, yeni sabit giderler ve yeni borçlanmalar gerektirir. Yavaşlayan talep dengesi sabit masrafları ve yükselmiş kredi ödemeleri olan firmalar için akan suyun kesilip darboğaza girme anlamına gelir. Küçük bir işletme için atıl kapasite çok fazla korkulacak bir kelime değilken büyümüş hatta büyümeye devam eden bir işletme için kapasite kullanım oranındaki %5’lik bir düşme işletmeyi bir anda karşılanamaz maliyetler ve masraflar ile yüz yüze bırakabilir.

Şirketler aslında dengesel olarak uçaklara benzerler. Şöyle bir inceleme yapıldığında hepimiz rahatlıkla görebiliriz ki uçaklar normal irtifalarında uçarken hiçbir zaman düşmezler. Yapılan araştırmalara göre uçaklar ya kalkıştan sonraki 12 dakikada, ya da inişe geçtikten sonra inmeye yaklaşılan son 5 dakikada düşerler. Bunun ana sebebi kalkışta motorların son güçte çalışması ve bu esnada meydana gelebilecek bir aksaklığın telafi şansı olmamasıdır. İşte şirketler de aynı şekilde yol alırlar. Bir işletme için en riskli zaman yükselme zamanıdır. İşletmeler yükselme kararı verdikleri zaman motorlarını tam güçte çalıştırırlar. Yeni krediler, yeni yatırımlar, yeni istihdamlar doğal olarak yeni ek sabit maliyet ve ödeme yükü getirir. İşte bu esnada ve artan kapasite anında meydana gelebilecek en ufak bir talep daralması yani motorun yakıtsız kalması nasıl uçağı düşürürse bir işletmeyi de yerle yeksan edebilir.

Ülkemiz büyüme modelinde doğru metodu uygulamış olsa da son 14 senedir dövizdeki yatay hareketlere bağlı olarak ister istemez iç talebe bağlı bir büyüme sergilediğinden şimdiki durgunluk piyasadaki tüm sektörleri olumsuz etkilemekte, nakit sıkışıklığı ve talep daralmasına bağlı olarak kelebek etkisiyle bir virüs gibi her sektörü olumsuz etkilemektedir.

Şimdi ne yapmalı noktasında aslında cevap bellidir. Madem iç talep daralmış ve kapasite kullanım oranları düşmüş, madem atıl kapasiteler sebebi ile artan maliyetler iç taleple karşılanamıyor, o zaman 77 milyonluk iç pazar yerine 6 milyar kişiden oluşan global dünya ile temas kurmak ve yeni talepleri işletmeler buralarda arayarak kendi iç cari açık finansman modellerini yabancı müşterilerle kapabilirler.

İşte bu noktada işletmelerimiz oldukça zayıf kalıyorlar. Çünkü gelişen bir ülke olmanın verdiği rahatlıkla ve iç pazardaki hareketlilik sayesinde her şey rahatken kendini dış piyasalara açmayan, dış ticaret birimlerini oluşturmayan, nasıl olsa yerli talep benim tüm üretimimi alıyor diye yurtdışına sıcak bakmayan tüm işletmeler şu an şapkalarını önlerine koyup neden geç kaldıklarını düşünerek hayıflanıyor.

Aslında şu an tüm şartlar ve ibreler ihracatı gösteriyor. Döviz yıllar sonra olması gereken noktalara geldi hatta daha üst rakamlar artık yavaş yavaş telaffuz edilmeye başlandı. İç talep daralmışken Amerika kıtasının hem güney hem de kuzeyinde ekonomi günden güne iyi bir hal alıyor. Amerika’nın tarım dışı istihdam verileri beklentilerin üstünde artarak yeni işlerin faaliyete girdiğini bize gösteriyor. Bu yeni tüketimler ve yeni taleple manasına gelir ki bu da bizim için ne kadar da güzel bir çıkış yolu olur.

Avrupa yavaşlayan ekonomisine rağmen alışkanlıkları sebebiyle tüketimini kısmadan hayatına devam ediyor. Ortadoğu da esen demokrasi rüzgarının yıkıp yaktığı şehirler yeniden ayaklanıyor. Tüketimin artma beklentisi düşme beklentisinden yüksek. Bu kadar olumlu göstergeye rağmen ve dövizin sonunda istenilen düzeye yükselmesine rağmen hala kendini sınırlara kapatıp iç piyasaya kendini bağlamak bir işletme için kısa vadede görünmese de orta vadede mutlak surette iflas manasına gelir.

Artık iç bahar geçti, hepimiz yüzümüzü sınırların dışına çevirip ufkumuzu ve vizyonumuzu geliştirmeliyiz. Bugünden tezi yok her işletme Ahmet beyin Mehmet beyin yanına mutlaka John abiyi hatta Thomas amcayı da müşteri olarak yazmak zorunda. Ahmet bey ve Mehmet bey dara düşünce cebimizden işletmeyi finanse etme devri artık geçti, devir cari hesaplara John u Jim i Thom u ekleme devri. Bir yerde sorun oluşunca diğer pazarla işimize devam edemezsek ne aldığımız yatırım kredilerini ödeyebiliriz ne de yeni işe aldığımız mavi ve beyaz yakalı personelimize maaş verebiliriz. Artık cebimden karşılarım tarzı küçük işletme devri geçti ve yerine talep ve satış olmazsa büyüyen cari açık veren yüksek kapasiteli firmalar geldi.

Ya bu düzeni hepimiz benimseyeceğiz ya da komşumuz 40 feet konteynera mal yükleyip Fransa ya satarken yanına gidip çay içerek keşke biz de zamanında dış dünyaya açılsaydık deriz.

Dış ticaret ve ihracat için 15 yıldır hiçbir dönem şimdiki kadar uygun hatta mecbur olmamıştı. En kısa zamanda bu tip girişimler yapmayan firmalar için çanlar çalacak ve işler duracak.

Ya kendimiz yapacağız ihracatı, yada yapan dış ticaret firmaları ile çalışıp ürünlerimizi onlar sayesinde yurtdışına açacağız.

Ama açacağız… öyle yada böyle… yeni keşifler lazım…

 

Türk girişimcisi bunu da yüzünün akıyla yapacak….alacak eline çantasını, karış karış Avrupayı dolaşacak….Alnının teriyle ürettiğini yüzünün akıyla satacak.

Adam Smith 100 yıl önce söylemişti : Marketing

Yani diyor ki, pazarlama olmadan üretmek hiçbir şey…

Kolay ihracat yapabildiğiniz ve İhracat hikayelerinizi konuşabileceğimiz bir yıl olması dileğiyle.

Saygılar...

Bülent KAÇMAZ

 

 

k