Ekonomide Kalkınmaya Geçiş

Ekonomide Kalkınmaya Geçiş



        Kalkınma konusu, yarım asırdır gelişmekte olan ülkelerin gündemini meşgul eden yegâne konuların başında gelmektedir. Gerek gelişmiş, gerekse gelişmekte olan ülkeler, vatandaşlarına daha refah içinde bir hayat sunabilmek için dün olduğu gibi bugün de kalkınma konusuna büyük önem vermektedirler. Bununla birlikte kalkınma konusu, gelişmiş ülkelere nazaran gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiren bir başlıktır. Çünkü gelişmiş ülkeler hâlihazırda kalkınmayı gerçekleştirmiş durumda olan ülkelerdir. Dolayısıyla bu ülkelerin öncelikli amacı, iktisadi büyümeyi artırarak kişi başına düşen milli geliri artırmaktır. Hâlbuki gelişmekte olan ülkeler için hedef daha büyüktür. Bu ülkeler kalkınmayı sağlamak için kişi başına geliri artırmanın yanı sıra, sermaye birikimini artırmak, sanayileşmeyi sağlamak ve yapısal dönüşümü gerçekleştirmek zorundadırlar. Kalkınmanın sağlanması kolaylıkla üstesinden gelinebilecek bir konu değildir. Bu da ancak toplumsal bir orta yol içinde uzun dönemli, meşakkatli ve sistematik bir çalışmayla mümkün olabilecektir.

                Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sürecinde karşılaştıkları temel sorunların başında kalkınmanın finansmanı gelmektedir. Bu sorun geçmişte olduğu gibi, günümüzde de gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sürecinde karşı karşıya kaldıkları temel sorun olmaya devam etmektedir. Gelişmekte olan ülkeler için kalkınmanın iktisadi boyutu, bir bakıma sermaye birikimini artırmakla eş değerdir. Ancak önemle belirtmek gerekir ki, kalkınmayı yalnızca sermaye birikimine bağlamak aşırı basitleştirilmiş bir, konuya yaklaşım tarzı olacaktır. Çünkü sermaye birikiminin yanında teknolojik gelişme, girişimcilik ruhuna sahip yeterli sayıda vasıflı girişimcinin varlığı, beşeri sermayenin niteliği, doğal kaynaklar ile sosyal, siyasi, dini, kültürel, coğrafi gibi bir dizi unsurun da kalkınma üzerinde etkili olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Zaten kalkınma konusunun sermaye birikimi ile sınırlı ve eşdeğer tutulamayacağı, kalkınma konusunun popülerlik kazanmaya başladığı 1940’lı yıllar ve sonrası süreçte birçok gelişmekte olan ülkenin yaşamış olduğu deneyimlerle de sabittir. Kalkınmanın finansmanında ne büyüklükte bir kaynağa ihtiyaç duyulacağı yanıtlanması gereken önemli bir sorudur. Bu büyüklük, ülkeden ülkeye farklılık gösterebileceği gibi, ülke içerisinde dönemden döneme de farklılık gösterebilmektedir. Kalkınma için gerekli finansman ihtiyacının büyüklüğünü belirleyen temel unsur, ülkenin kendisi için hedef seçtiği kalkınma hızıdır. Bu hedeflenen kalkınma hızını gerçekleştirebilmek için kalkınmayı finanse edecek potansiyel iç ve dış tasarrufların büyüklüğü önem taşımaktadır. Kalkınma hem nicel, hem de nitel yönü bulunan ve büyümeye göre oldukça geniş kapsamlı bir kavramdır. Kalkınma, ekonomik büyümenin yanında sermaye birikimini, sanayileşmeyi ve belki de en önemlisi yapısal değişimi içeren bir kavramdır. Dolayısıyla kalkınma kavramını nicel veya nitel yönlerinden yalnızca biriyle açıklamaya çalışmak eksik bir değerlendirme olacaktır. Kalkınma açısından çok büyük öneme sahip yapısal değişmeyi tek bir rakama indirgemek gerçekçi olmayacaktır. Kalkınma hızını son yıllara kadar ekonomik büyüme rakamları ile takip etmek eksik de olsa kabul gören bir yöntem olarak uygulanırdı. Günümüzde istatistiki bilgilerin çeşitlendirilerek, gerek ülkeler, gerekse uluslararası kuruluşlar tarafından düzenli olarak derlenmesi kalkınmayı nitel yönüyle de analiz etme olanağı sunmaktadır.

Gelişmekte olan ülkelerde kalkınmanın finansmanında vergiler çok önemli bir yer tutmaktadır. Bununla beraber bu ülkelerde vergilerin uygulanmasını zorlaştırıcı ekonomik, sosyal, siyasi ve psikolojik faktörler bulunmaktadır.  Vergilerin temel amacı, kamu harcamalarını karşılamak için kaynak yaratmaktır. Ancak ülkeden ülkeye farklılık gösterse de, müdahaleci devlet anlayışının ekonomide kayda değer bir ağırlığının bulunduğu günümüz ekonomilerinde, ülkeler bu amacın yanında vergi sistemlerini kullanarak gelir dağılımının yeniden düzenlenmesi, ekonomik istikrarın sağlanması, ekonomik büyümenin teşvik edilmesi gibi çok farklı amaçlara da ulaşmak istemektedirler. Farklı ülkeler ekonomik çevre ve siyasi bakışın etkisiyle bu amaçlardan bazılarına daha fazla önem vermiş ve bunun doğal sonucu olarak da birbirinden farklı vergi sistemleri ortaya çıkmıştır. Burada esas itibariyle bizi ilgilendiren konu, vergilerin kalkınmanın finansmanında etkin kullanımıdır.

     Kalkınma, tüm gelişmekte olan ülkelerin ortak hedefidir. Çünkü kalkınmanın nihai hedefinde bireylerin yaşam şartlarının yükseltilmesi vardır. Bu hedefe ulaşmak için temel engellerin başında kalkınmanın finansmanı sorunu gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma için duydukları finansman ihtiyacının büyüklüğü, bu ülke ekonomilerinin sahip olduğu tasarruflar ile sermaye-hâsıla katsayısı tarafından belirlenmektedir. Sermaye-hâsıla katsayısının veri olduğu varsayımı altında kalkınma hızını yükseltmek ancak tasarrufları artırmak ve bu tasarrufları verimli yatırımlara kanalize etmekle mümkün olabilmektedir. Kalkınmanın iç ve dış olmak üzere iki temel finansman kaynağı vardır. İç finansman kaynakları vergiler, sermaye piyasası, iç borçlanma, gönüllü bireysel ve kurumsal tasarruflar ile enflasyonist finansmandan oluşmaktadır. Kalkınmanın finansmanında kullanılan iç finansman kaynakları bireyin arzusu ile yapıp yapmamasına göre gönüllü ve zorunlu tasarruflar ayırımına tabi tutulabilir. Vergiler zorunluluk esasına göre yapılan tasarruflara bir örnek oluştururken, iç borçlar ve sermaye piyasası genelde gönüllülük esasına göre yapılan tasarruflara örnek oluşturmaktadır. İç kaynaklar içerisinde kalkınmanın en önemli finansman kaynağını vergiler oluşturmaktadır. Vergiler, gelişmekte olan ülkeler için kalkınmanın zorunlu bir finansman kaynağıdır. Ancak kalkınma amacıyla etkin bir vergi politikası oluşturmak bu ülkelerin içinde bulunduğu yapısal nedenler dolayısıyla oldukça güçtür. Gelişmekte olan ülkelerde kalkınmayı gerçekleştirebilmek için iç finansman kaynakları yetersiz kaldığından, bu ülkeler şiddetle dış finansmana ihtiyaç duymaktadırlar. Kalkınmanın dış finansman kaynakları ise dış borçlar, yabancı özel sermaye ve dış yardımlardan oluşmaktadır. Kalkınmanın finansmanında kullanılacak iç ve dış kaynaklar, kamu ve/veya özel kesim tarafından ülkedeki mevcut kurumsal yapı çerçevesinde ekonomik şartların belirlediği koşullara göre farklı şekillerde kullanılabilir.